20 Temmuz 2009 Pazartesi

Elhamdulillah Önce Müslüman, Sonra Beşiktaşlıyım!

http://www.medyaspor.com/v02/news.aspx?id=28381
Yukarıdaki linkin içerisindeki video da Tuğrul Abimin Vedat Okyar için hazırladığı bir video...

Haberimin başlığı da Vedat Abinin hayat felsefesini açıklıyor belkide Tuğrul Abinin dediği gibi..

Soyu tükenmekte olan Beşiktaşlılardan biri daha ayrıldı aramızdan...

Güle Güle Güzel İnsan....

Üst Tarafta soldan birinci ayaktaki: Yusuf Tunaoğlu soldan üçüncü Sanlı Kaptan... Oturanlardan 4.cü de Vedat Okyar

Vedat Okyar...Yusuf Tunaoğlu..Sanlı Kaptan... Beşiktaş'ın karakartallarıydı onlar....
Yedikleri içtikleri ayrı gitmiyordu bu üçlünün...Dışardaki bu birliktelik sahaya da yansımıştı
Vedat Savunmada Yusuf orta sahada Sanlı ise forvetteydi...Sahada, baştan sonra bir zincir ile bağlanmışlardı birbirlerine sanki....
İlk önce bu üçlüden Yusuf aramızdan ayrıldı şimdi de Vedat Abi...Sanlı Kaptan kaldı bir tek gözü yaşlı bir şekilde...
Beşiktaşlı'ya yakışan beyfendiliği, güzel yorumları ile herkesi kendine sevdirmişti Vedat Abi...
Soyu tükenmekte olan son barikattaki Beşiktaş'lılardandı o....
Rahat uyu Vedat Abi...Seni Seviyoruzz...

Güle Güle Güzel İnsan....

Teşkilat Dizisi ve Ergenekon...


http://www.aynadakidusman.com/

Yukarıda linkini koyduğum websitesi TRT'de oynayan Teşkilat dizisi ile ilgili...

Dizi Türkiye'de birçok faili meçhul cinayetlere imza atan, askeri darbelere zemin hazırlayan provokatif hareketleri teşvikleyen derin devleti veya onların tabiriyle Ergenekon olayının iç yüzünü anlatıyor…

Web sitesinin içerisinde 9.30 dakikalık bir tanıtım filmi yer alıyor...
Filmde Cumhuriyet'in kuruluşundan itibaren ana hatlarıyla Türkiye'deki bu Teşkilat sayesinde Türkiye'nin önünü tıkayan faaliyetlerden bahsediyor...

Adnan Menderes, Turgut Özal, Recep Tayyip Erdoğan'dan övgüyle söz ediliyor...

Olayları çarptıran birçok iddialar da var bu dizide…
Bu diziye göre...
1958 yılında Adnan Menderes Bağdat Paktını oluşturduktan ve Kıbrıs meselesinde kalıcı çözümü tam yakalayacakken önce uçağı düşürülerek öldürülmeye çalışılıyor bunda başarı olamayınca 1960 askeri darbesi ile Adnan Menderes’i ortadan kaldırılıyordu…

1958’deki bu suikast denemesi ve 1960 darbesinin Teşkilat’ın eseri olduğu vurgulanıyor bu dizide… 1960 darbesi sonrası hazırlanan anayasa en özgürlükçü Türkiye'yi bir yerlere taşıyacak bir anayasaydı...Kitapçıların rafları ilerici ve solcu kitaplarıyla dolmuştu...Anlatmak istediğim 1960 darbesinin NATO'nun gerçekleştirdiği ya da Amerikan orijinli olduğu abesle iştigaldir...

Benim bildiğim Teşkilat Amerikan orijinli yani CIA ile işbirliği yapan, MİT’in ülkedeki komünist hareketleri bastırabilmesi için kurulmuş bir örgüt…

1960 yılında yapılan darbe genç subayların işiydi. Sol kökenli bir darbeydi aynı zamanda.

Onların zamanında Türkiye’nin tarihini değiştirecekken Teşkilat(Ergenekon Terör Örgütü tarafından maruz kaldığı olaylardan bahsediyor)

Derin devlet konusu saptırılıyor. Derin devlet’in orijinin Türkiye’de olduğu vurgusu
Yapılmaya çalışılıyor…

Ama asıl gerçek öyle değil…
ASIL GERÇEK: Ergenekon=MİT(Milli İstihbarat Teşkilatı) MİT=CIA ile işbirliği yapan Türk İstihbaratçılar topluluğu….


AKP'nin vurgulama yaptığı derin devlet(Ergenekon) , Türkiye’de AKP’nin uygulamalarına karşı olan sol kesim ve ordu…

Onlar hep orduyla iş birliği yapıp AKP’yi devirmeye çalışmanın planlarını yapıyorlar…

Ama asıl derin devlet ABD, CIA orijinli…

Ordu kendi içerisindeki Amerikan yandaşı kesimi çoktan tasfiye etti…

Neden bunu anlamak istemiyorlar?

İşlerine gelmiyor çünkü…

Devlet kanalının bu kadar hükümet yanlısı bir dizi hazırladığını ilk defa görüyorum ve bu kadarına da pes diyorum…

9 Temmuz 2009 Perşembe


Pictured sailing in the Shannon Estuary near Kilrush Co. Clare (1990s)Irish Sail Training vessel, sank in Bay of Biscay, September 2008.

Kilrush is a coastal town in County Clare, Ireland. It is located near the mouth of the River Shannon in the south-west of the county. Kilrush is a town of great historical significance, being one of the listed Heritage Towns of Ireland. In the song 'Cliffs Of Doonen' the town of Kilrush is mentioned.


Pirate Ship Sunset :)


Duş alırken Telefonla Konuşmak İstiyormusun:)


Do you see yourself as indispensable to a company that you even need to install a phone in your shower to make sure that you’re available at all times? If you happen to fall under such a narcissistic category (or if your name’s Steve Jobs), then this steam shower cabin ought to appeal to you. Measuring 900mm x 900mm, the Savona was specially designed to fit into most bathrooms and comes complete with a removable bench seat, artificial marble tray and finished with 8mm safety glass. Features include a digital control panel that enables you to operate the steam duration, steam temperature, radio, light, fan, and CD/MP3 player. The integrated phone receiver also lets you carry out that multi-million dollar deal while you’re washing your rear end, although I’m sure the person on the other end of the line won’t appreciate such a din of steady shower streams while talking to you. The Savona is going for £1,793.

Günün resmi:)


Conversation between three Sadhus, Varanasi, India (dayılar muhabbette:) )

In Hinduism, SADHU is a common term for an ascetic or practitioner of yoga (yogi). The sadhu is solely dedicated to achieving the fourth and final Hindu goal of life, moksha (liberation), through meditation and contemplation of Brahman. Sadhus often wear ochre-colored clothing, symbolizing renunciation.


Varanasi is a city situated on the left (west) bank of the River Ganga (Ganges) in the Indian state of Uttar Pradesh, regarded as holy by Hindus, Buddhists, Jains, and Senthoo. It is one of the oldest continually inhabited cities in the world


Serveti ile oynadı...

Servet Çetin...

Türkiye'nin Bülent Korkmaz'dan sonra en iyi savunma oyuncusu...

2003'te Denizli'de parladıktan sonra Fenerbahçe'ye transfer oldu...

Fenerbahçe döneminde birçok maçta alay konusu oldu.Yaptığı kritik hatalar gerek milli takımda gerek Fenerbahçe'de saç baş yoldurdu...
Fenerbahçe'den Sivas'a yollandı. Azmetti kendini geliştirdi GS'ye transfer oldu.Galatasaray'a transferinden sonra herkes burun kıvırdı ama oynadığı oyunla tarih yazdı...Şampiyonlukta Hakan Şükür ile birlikte en etkili oyuncuydu Fenerbahçe'de oynadığı futbolla dalga konusu olan GS'deki oyunuyla ve Milli takımdaki Euro 2008 Performansıyla birlikte TERMINATOR lakabı aldı ama dun gordugum habere de anlam veremedim... 2metre yukseklıkten çitlere tırmanarak aşağıya atlamış...
Senin en büyük servetin ayakların 6 aydır sakatsın yeni yeni başladın idmanlara...
Kör göze parmak sokar gibi bu yaptığın hareket ne ya allah aşkına...
Biraz profesyonellik allah aşkına!!!!
Masa başına kontrat için oturunca veya biraz fazla para veren rakip takıma transfer olunca bir anda "Ama biz profesyoneliz" lafını basına yapıştırmayı biliyorsunuz birazcık da kendinize dikkat edin...

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Hasankeyf sevdası...

Son günlerde Ilısu Barajı'nın tamamlanması gündemde...

Milliyet gazetesi yazarı Derya Sazak bununla ilgili çok güzel bir yazı yazmış...

Aşağıda bu yazıyı okuma fırsatı bulacaksınız...

Daha önce 3.köprüyle ilgili yazdığım yazılarla birazcık bağlantılı aslında....

Türkiye 1950 Demokrat parti döneminden bu yana karşı devrim sürecinin içerisinde...zaman zaman bu süreçte tıkanıklar olmasına rağmen Süleyman Demirel Turgut Özal ve son olarak Recep Tayyip Erdoğan karşı devrim sürecinin baş mimarları oldular neydi bu karşı devrimin en önemli özelliği....

Maddi kalkınma modelini benimseyen yol-baraj-fabrika öncelikli hale getiren, eğitim, bilim, kültür sanata geri plana iten bir anlayıştır her zaman...bana biraz ters ama Türk siyasetinin kolay oy kazanma mentalitesinin en önemli mihenk taşıdır yol-baraj-fabrikalar yapmak...

Aşağıdaki yazıda bazı yerleri koyu harflerle yazdırdım bana göre yazının en can alıcı noktaları...

Bu yazıdan çıkarılacak çok ders var bana sorarsanız...

Milliyet Gazetesi-Derya Sazak

Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’ndeki ‘güçlendirme çalışmaları’ nedeniyle İstanbullular yaz sıcağında saatlerce çile çekerken, hükümet tam sırasıdır diye, ‘üçüncü köprü’ güzergâhını tartışmaya açtı.

Üçüncü köprü muhtemelen, İstanbul’un son yeşil alanı Beykoz-Sarıyer arasında yapılacak. Türkiye 1960-70’li yılları, ‘köprü, baraj’ tartışmalarıyla geçirdi.Sağ iktidarlar için bu projeler, kalkınmanın motoruydu.Ne kadar çok baraj yapılırsa sulamanın o denli yaygınlaşacağı, tarımın patlama yapacağı öngörülüyordu.

O tarihlerde ‘küresel ısınma’ diye bir tehlikenin farkında değildik!Göller, nehirler kurudu.Konya Ovası çölleşti.Barajlardaki su seviyeleri düştü.Urfa tünelleri GAP’ı bütünüyle sulamadan Harran’da toprak tuzlandı.AKP hükümeti de Demirel ve Özal’ın yolundan giderek, daha fazla ‘köprü ve baraj’ sevdasıyla, 21. yüzyılın gerçeklerine, ‘iklim değişikliği’ne meydan okuyarak kalkınmayı 1960-70’li yılların projelerinde arıyor.

Bugünkü nüfus yoğunluğu, yerleşim ve araç trafiğinde, İstanbul Boğazı’na 3 değil 5 köprü yapılsa sorun çözülecek mi?Anadolu’nun debisi düşük nehirlerine daha onlarca baraj yapabilirsiniz.Müteahhitler, hafriyattan kazanır. O kadar!

Kuraklık nedeniyle barajların durumu da kuruyan göllerden farksız.Üstelik baraj yapacağız diye, akarsuları da yok ediyorsunuz. Susuzluk hidroelektrik santrallarından elde edilecek enerjiyi de pahalı hale getiriyor.Sivas’tan Kayseri’ye karayoluyla geçerken, üç saatlik yolda dereye bile rastlamadık.

Anadolu çölleşirken, DSİ’nin neredeyse elli yıllık projesi Ilısu Barajı, inatla hayata geçirilmek isteniyor. Hem de ne pahasına, tarihi Hasankeyf, baraj sularına gömülmek üzere. Yaşar Kemal, Tarkan, Orhan Gencebay, Sezen Aksu, Orhan Pamuk ve daha pek çok sanatçı Doğa Derneği’nin ‘Hasankeyf’i kurtarma’ kampanyasına destek veriyorlar.

Çevre Bakanı Veysel Eroğlu, hafta içinde bir açıklama yaparak, ‘Türkiye’yi sevmeyen, bölge insanının kalkınmasını istemeyenlerin’ Ilısu Barajı’na karşı çıktıklarını söyledi.Böyle zamanlarda klasik söylem, ‘hainlik’tir. Bir de ‘Solcular, İstanbul’da köprüye karşı çıktılar’ demeci patlatılır.

1970’lerden bu yana kırk yıl geçti. Ve solcuların uyardığı gibi, ‘köprü köprüyü doğurdu.’ Ülkenin on yılda bir darbe-muhtıra histerisine girmesi gibi, Boğaz da on yılda bir ‘köprü’ arar hale geldi.

Hasankeyf sevdasını seslendirenleri, Türkiye’nin bölgesel güç olmasını istememekle, ‘yabancı unsurların’ çıkarına hareket etmekle suçlamak Çevre Bakanı’na yakışıyor mu?Sayın Eroğlu, Hasankeyf’i de kurtaracak şekilde barajın inşasını neden savunmuyor?Barajların ömrü nihayet otuz kırk yılla sınırlı, binlerce yıllık Hasankeyf’i sular altında bırakmanın hesabını gelecek kuşaklara kim verecek?

Ne oluyor Süleyman Hurma????


Mehmet Topuz Kayseri ile sözleşmesi varken Beşiktaş ile görüştü anlaştı diye kıyameti koparmıştınız....

Başka takımla sözleşmesi olan adam ile kulübünden izinsiz görüşmek etik değildi hanii...

Siz hani duruşunuz olan FB'ye karşı verdiği sözü sapına kadar tutan en dürüst kulüptünüz...

Duydukki 1 hafta once Gençlerbirliği kampına katılması gereken James Troisi’yi Kayseri'de alıkoymuşunuz oyuncuyla anlaşıp kulübünden az bonservis ile alabilmek için Kayseri'de tutuyormuşunuz...

Siz bizimlen alay mı ediyorsunuz ya siz kim etik kim dürüstlük kim...

Mehmet Topuz'un kaç milyon euro'ya sattığınızı söyleyemiyorsunuz??

Niye acaba? Süleyman Hurma ve Recep Mamur'un cebine direkt inen paralar belli olmasın diye mi?

Adamlığı etikliği sizden öğrenecek değiliz...ne kadar son senelerde tarzımızdan biraz taviz vermiş olsak da 100 yıllık Türkiye'nin tek adam gibi adam formatında kulüp olan Beşiktaş sizi silindir ile ezer geçer ...

7 Temmuz 2009 Salı

Aziz Yıldırım evde kendi çekmiş lig fikstürünü....


AZİZ YILDIRIM ÜÇ SENE ÜST ÜSTE ŞAMPİYONLUK SÖZÜNÜ BOŞUNA VERMEMİŞ ANLAŞILAN…
AŞAĞIDA GÖRÜLDÜĞÜ ÜZERE İKİNCİ YARI FENERAHÇE 22. HAFTADAN SONRA SADECE 3 MAÇINI DEPLASMANDA O DA “ANKARA” DA OYNUYOR!!!
DİĞER BÜTÜN MAÇLARI “İSTANBUL`DA”
DOĞRUSU HİÇ ŞAŞIRMADIK…
PEKİ, FENERBAHÇE`Yİ ŞAMPİYON YAPMAYA KARAR VERENLER KİM?
MERAK EDİYORUZ?
ŞİMDİDEN AÇIKLASINLAR…
DİĞER TAKIMLAR HİÇ YORULMASIN, MİLYON DOLAR VERİP TRANSFER YAPMASIN…
ANLAŞILAN TÜRKİYE BİRİNCİ LİGİ BU SENE “TEMİZ” GEÇMİYECEK!!!
22.hafta fb-bursa - istanbul
23.hafta ibb-fb - istanbul
24.hafta fb-antalya - istanbul
25.hafta gb-fb - ankara
26.hafta fb-g.antep - istanbul
27.hafta gs-fb - istanbul
28.hafta fb-kayseri - istanbul
29.hafta ank-fb - ankara
30.hafta fb-BJK - istanbul
31.hafta k.paşa-fb - istanbul
32.hafta fb-eskşhr - istanbul
33.hafta a.gücü-fb - ankara
34.hafta fb-trabzon - istanbul

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Elektronik mühendisleri için bookend:)

Bookends are important, you can’t have just a normal bookend to hold up your books. It has to make a statement. These circuit board bookends definitely make a statement, it’s a particularly geeky one, but they make a statement. It’s also a statement that doesn’t come cheap either. To purchase your very own set of recycled circuit board bookends it’ll cost you $60.50...

Niagara Şelalesi...

Niagara Şelaleri Kuzey Amerika'nın doğusunda, ABD ile Kanada sınırı arasında, Niagara Nehri'nin üzerinde bulunur. 3 büyük şelaleden oluşur.Horseshoe (At Nalı) bunların en büyükleridir. American Falls ve Bridal Veils Fall diğer iki küçük şelalelerdir. Niagara Şelalesi'nden yarım dakikada 168,000 m³ su akar. Kuzey Amerika'nin en büyük şelalesi olan Niagara, 10.000 yıl önce Kuzey Kutbu'ndan gelen buz kütlelerinin yol açtığı çöküntülerdir. Şelalenin çevresi Niagara Şelaleleri Parkıdır ve kardeş şehirler olan Niagara Falls-Ontario ve Niagara Falls-New York tarafından doğal koruma altındadır. Niagara isminin yerli dilindeki "Onguiaahra" (düz) kelimesinden geldiği sanılmaktadır. Nehir çevresindeki Nikola Tesla tarafından yapılan birkaç hidroelektrik santrali hem ABD hem Kanada için elektrik üretmektedir. Şelale çevresinde yapilabilecek aktiviteler, NiagaResim Eklera Parkından büyük şelaleyi ve havaya uçan suların oluşturduğu gökkuşağını izlemek, şelalenin altına kadar ilerleyen bot gezilerine katılmak, ortası sınır kabul edilen Rainbow köprüsünden diğer ülkeye geçmek veya gümrüksüz mağazalardan alışveriş yapmaktır. Niagara Şelalesi 1932 yılında tamamen donarak buz olmuştur. Niagara şelalesi dünyada tek ters akan şelaledir. Şelalenin suyu taşlara çarparak geri gelir. Bu da dünyada eşi benzeri görülmemiş bir durumdur.

p.s niagara şelalesi ile ilgili resimler buldum çok enterasan hakikaten...bilgileri vikipedia'dan aldım... alttaki resim niagara şelalesi üzerindeki ışık gösterisinden görüntüler...

3.Köprü altında yatan derin sebepler 2.yazı…

İlk yazımda sizlere İstanbul’da görülen ciddi nüfus artışı probleminden bahsetmiştim…
Bu ciddi nüfus artışının ve İstanbul’daki nüfusun yarattığı trafik sorunları da ortada...
İstanbul Büyükşehir Belediyesi artan nüfus karşısında her geçen gün karmaşıklaşan İstanbul trafiğine çare aramaktan başka bir şey yapmıyor…
Bu duruma neden gelindi?
Aslında bu duruma neden gelindi sorusunun cevabı o kadar da zor değil…
Bu zamana kadar görev alan hükümetlerin İstanbul dışında herhangi bir Anadolu’yu kalkındırma planının olmaması, Anadolu’nun her geçen gün her anlamda gerilemesine ve İstanbul’a olan göç hızını her geçen gün arttırmıştır…
İstanbul’daki Anadolu’ya nazaran kıyaslanamayacak olan iktisadi, ekonomik kalkınması, Anadolu’daki şehirlerde, Anadolu şehirlerine yarayacak olan kendi iş gücünü İstanbul’a göndermesine neden oluyor…

Çözümü ne olmalı?

Genel itibariyle İstanbul dışında İstanbul kadar olmasa da diğer bölgelerimizde nüfusu çekebilecek yeni çekim merkezleri oluşturmak İstanbul’a pompalanan bu nüfusu dengelemesine yardımcı olacaktır…

Türkiye bütün olarak bakmayıp, sadece Türkiye= İstanbul gibi düşünmek, İstanbul’u dünya kentleriyle yarışa sokup elde ne var ne yok İstanbul’a yatırmak sadece Türkiye’yi oluşturan bölgeler arasında uçurumu arttırır, şiddeti, güvensizliği körükler...

Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde ciddi bir dengesizlik var...Bununla devletin mücadele etmesi gerekiyor...Devlet yatırımcılığı ve devletin etkili teşvik sistemini yeniden ön plana çıkarmalı bu bölgelerde, tarım üretimini destekleyecek yeni bir devlet planlaması olmalı...

Bölgelerimde hangi sektörler ile kalkınma yapılabilir, Türkiye’deki işsizlik sorunu nasıl çözülebilir sorusuna cevap bulunup iyi bir planlama yapılabilirse, İstanbul’daki korkunç nüfus artışı halledilebilir...

Bu iki yazının köprüyle ne ilgisi var diyebilirsiniz…

Devlet büyüklerimiz olaya daha geniş çerçeve de bakmalarını tavsiye ediyorum...

3.Köprü’nün bugün yapılmasının nedeni İstanbul’daki artan dengesiz nüfus…

Bu sorun 3.Köprü inşasıyla hallolmayacak..bu şekilde artış devam ederse 4.köprüyü nereye inşa edebiliriz onu düşünmeye bakacaklar… Bu yüzden nüfus artışını teslim olup köprüyle ilgilenilmemeli bütünsel kalkınma modeli yeniden düşünülmeli...

4 Temmuz 2009 Cumartesi

3.Köprü'nün altında yatan derin sebepler 1.yazı....

İstanbul tüm dünyanın olduğu gibi Türkiye’nin de gözbebeği…
Türkiye’nin nüfus olarak en kalabalık şehri…
Bütün özellikleri bakımından Türkiye’nin en önemli şehri…(ekonomi, sosyal, eğitim)

Nüfusu 12 milyon’u geçen İstanbul her geçen yıl 350 bin kişi katılıyor… Önümüzdeki yıllarda gereken önlemler alınmadığı takdirde nüfus artış oranı 400 binler hatta 450 binler ile ifade edilecek…

İstanbul’un nüfus rakamları ile ilgili size ilginç rakamlar vereceğim simdi…
1941 yılına baktığımız zaman İstanbul’un nüfusu sadece 1 milyon.
1955 yılına bakıldığında İstanbul’un nüfusu 1,5 Milyona ulaşmıştı.
1970 yılında ise İstanbul’un nüfusu artık 3 milyondu.
Yıl 2007’de ise İstanbul’un nüfusu yaklaşık 13 milyon oluyordu…
1941-1970 arası (30 senelik bir periyoda baktığımızda) 2 milyonluk bir nüfus artışı gözlemlenen İstanbul’da 1970-2007 arası(30 seneden biraz daha fazla olmasına rağmen)
Nüfus artışı tamı tamına 10 milyondu.

Eğer bu artış oranları devam ederse…2023 yılında İstanbul’un tahmini nüfusu 21 milyon
2050 yılında ise 49 milyonluk bir şehir haline geleceği düşünülüyor...

Peki bu derece bir nüfus’a sahip olacak olan İstanbul’un halen Türkiye Cumhuriyeti’nin önemli bir şehri olarak kalacak mı yoksa ayrı bir statüye mi kavuşacak bence Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği açısından yanıtlanması gereken en önemli soru bu...

Bu nüfus rakamlarına niye gelindi? çözüm neler olmalı? bunlara da ileriki yazımda değineceğim…

2 Temmuz 2009 Perşembe

Turkcell’den hız rekoru: 3G ile 28mbit

30 Temmuzda tüm operatörlerin birlikte start vereceği 3G maratonu için hazırlıklar son hız sürerken operatörler 3G konusundaki bilgi birikimi ve hünerlerini de bir bir sergiliyor. Daha önce 3G HSPA+ teknolojisi ile 21mbit hıza ulaşan Vodafone’a, Turkcell’den sıkı bir cevap geldi. Geçtiğimiz gün test ortamında gerçekleştirilen denemelerde Turkcell HSPA+ teknolojisi ile tam 28mbit lik bir hıza ulaştı. Sadece bir sim kart ve HSPA+ uyumlu bir modem kartı ile bu hızlara ulaşabilmek bundan çok değil bir kaç yıl önce hayal gibi geliyordu. Ancak şu an bu hızları görmekten yalnızca bir kaç ay uzağız

Fotograf için download süreleri ;
GPRS (80 kbps) EDGE (300 kbps)* W-CDMA (384 kbps) HSDPA 7.2 Mbps HSPA+(28Mbps)

8 dakika 133 saniye 104 saniye 5,5 saniye 2 saniye


20 dakikalık video için download süreleri ;
(150 MB)
250 dakika 67 dakika 52 dakika 166 saniye 43 saniye

Bu arada HSPA+ teknolojisinden biraz bahsetmek gerekirse; bu teknoloji ile kablosuz olarak 48mbit indirme(download) ve yaklaşık 22mbit yükleme(upload) hızına ulaşmak mümkün. Kendisinden bir önceki teknoloji olan HSDPA‘de ise maksimum ulaşabileceğimiz hız 14.4mbit. Turkcell şu anki 3G yatırımlarını direkt olarak HSPA+ teknolojisi üzerine kuruyor. Özellikle büyük illerde iseniz bu bahsettiğim hızları çok yakın bir zamanda görmeniz mümkün olacak. Ancak şu an için Turkcell ve diğer operatörlerin nasıl paketler çıkaracağı belli değil. Yani, kotalı mı, kotasız mı, aylık sabit ücretli mi, kullanıma göre ödemeli mi paketler olarak henüz meçhul. Ancak 3 büyük operatörde ADSL ile ciddi bir rekabete gireceği için çok uygun fiyatlar görmemiz muhtemel.

Fason üretimin artık suyunu çıkaran Çinliler şimdi de RIM firmasının Blackberry Storm 9500 modelinin çakmasını yaptılar.
Piyasadaki çin malı telefonlarla mücadele edebilmek için bir sürü yasa çıktı Türkiye’de ama bu yasalar Çinlileri durdurur mu? Tabiki hayır!
Şimdiye kadar çıkardıkları Nokla, Sorry Ericsoo, Sumsang, iPhome gibi çakma markalarla orjinal üreticilerin pazarından ciddi miktarlarda pay araklayan çinliler şimdi de Blackberry Storm’un bire bir kopyası olan Blockberry Storm 9500 ile karşımızda. Üstelik Obama güdümlü! Niye böyle diyorum çünkü adamlar reklamlarında “Obama’nın tavsiye ettiği telefon Blockberry Storm” sloganını kullanıyorlar. E yuh artık!
Uzaktan bakıldığında Blackberry Storm’dan hiç bir farkı bulunmayan bu telefon Windows Mobile 6.1 kullanıyor. Dokunmatik ekrana ve hatta orjinal Blackberry Storm’da bulunmayan wi-fi özelliğine de sahip bu cihaz. Merak ediyorum, çinlilerin bu marka taklitçiliğinin uluslararası pazarda hiç bir yaptırımı yok mu? Yahu adamlar Obama’yı bile kullanıyor artık!

Büyük Mustafa....

Mustafa Denizli....
isminin altına birçok "İLK" ile başlayan cümleler yazılabilecek bir adam kendisi...
Ama en önemli ilk'i bana göre herkese yenilmeyecek hiçbir takım olmadığını hiçbirşeyin imkansız olmadığını cümle aleme göstermesiydi...
Seyrek yana doğru boyalı saçları, sakin bakışları, taraftarı selamlarken sağ el işaret parmağıyla terleyen üst dudağını silmesi, basın toplantılarında evet cevabı gerektirecek sorulara "Gayet Tabi" klasik cevabı gözüme takılan onunla ilgili küçük detaylar olmuştu....
Ligin 7.Haftasıydı, Beşiktaş Metalist karşısında bozguna uğramış, ligde her geçen hafta oyun olarak inişe geçen bir takım görüntüsündeydi...
Ertuğrul Sağlam'ın koltuğu gittikçe sallanıyordu...Beşiktaş tarihinin en kötü başkanı ve en kötü yönetim kurulu kendi paçalarını kurtarma uğruna bir hoca kıyımına daha doğru koşuyordu....Del Bosque, Rıza Çalımbay, Tigana ve son olarak Ertuğrul Sağlam...saydığım 4 teknik adamında özellikleri futbol anlayışları birbirinden çok farklı...Bjk Yönetim Kurulu deneme yanılma yoluyla o güne kadar başarıyı aramıştı...Ali olmadı Veli gelsin, Veli olmadı Hasan gelsin...Koskoca Beşiktaş Kulübü kişisel ego tatminleri üzerinde yönetiliyordu...
Ama bu sefer durum farklıydı...camianın sabrı kalmamıştı...Beşiktaş Kulübü Demirören'in oyuncağı haline gelmişti. Artık yeni bir yabancı hocayla maceraya atılacak ne maddi durum ne de tahammül söz konusuydu...Yıldırım Demirören'in kaçacağı delik kalmamıştı...Ona teklif götürdü...
Mustafa Denizli'nin tarzı değildi sene ortasında kendi hazırlamadığı takımı teslim almak....
Ama çocukluk aşkı karakartal ile yolları bir kez daha kesişiyordu...ilk kesişme 96-97 sezonu başında yaşanmış Sefa Sirmen'e verdiği sözden dolayı Kocaelispor'da kalmış Beşiktaş'ın başına geçememişti...artık bu fırsat kaçmazdı evet dedi o da...görünen birçok soruna rağmen....
Ümraniye'de çift başlılık vardı. Bir yandan Sinan Engin diğer yanda Ertuğrul Sağlam her kafadan bir ses çıkıyordu...100.yıldaki başarılı menajerlik deneyimden sonra kendine güvenenleri mahçup ediyordu Sinan Engin...Toraman-Üzülmez kavgasını neredeyse Hello dergisine bile çıkartacaktı Sinan Engin...Beşiktaş'ın iliklerine işlemiş kol kırılır yen içinde kalır mentalitesinden uzaklaşmış şovmenliğe başlamıştı birazcık...
Mustafa Denizli geldi ilk başta bu çiftbaşlılığı kaldırdı Sinan Engin'in görevine son verildi...Ümraniye'de tek patron benim dedi benden sonra...Hatta bırakın Ümraniye'yi yönetimi de ekarte ederek Beşiktaş'ın tüm birimlerinin yapacağı görevleri üstlenerek inanılmaz bir yükün altına girmişti Denizli...Tesislerde eşofmanlarını giymiş saha içinde neredeyse futbolcularla koşacak olan bir genel sekreter göremiyorduk artıkk..Denizli otoritesi, silüeti takımın üstüne oturmuştu artık...Hiçbir yönetici tesislere giremiyor...Mustafa Hoca Tek patrondu artık....
O da biliyordu bu yönetimin ne kadar kötü oldugunu o yuzden Başkandan "Allah aşkına kimse konuşmasın gereksiz takım üzerinde baskı yaratıyor bırakın bütün açıklamaları ben yapayım" demişti....
Ligin İlk yarısı sıkıntılı geçmişti Denizli için 2-5-3 Barcelona tarzında oynatmaya çalıştığı takımı her maç fos veriyordu....üst üste alınan Kayseri Fenerbahçe Ankaraspor Galatasaray mağlubiyetleri takımı 6.sıraya kadar itmiş önünde aşılması gereken bir Everest tepesi haline getirmişti...
İşte tam orada M.Denizli-Ertuğrul Sağlam farkı ortaya çıkıyordu....bu farkı iki güzel örnekle pekiştireceğim...
2007-2008 sezonu İstanbul Belediye-Beşiktaş maçı 28.Hafta sanırsam Beşiktaş olimpiyat stadına lider gitmiş...şampiyonluk çok uzak değildi Beşiktaş'a artık..maçın ilk yarısında Bobo'ya gösterilen haksız kırmızı kart E.Sağlam'ı çılgına çevirmiş hakem ile arasında ilginç bir diyalog geçmişti soyunma koridorlarında....
Ertuğrul Sağlam'ı sakinleştirmeye çalışan hakeme..."Ne sakinliği hocam ya şampiyonluk gidiyor görmüyormusun" diye hiddetleniyordu...Aslında bu tamamiyle kendine yeteri kadar güveni olmadığının göstergesiydi....işte Mustafa hoca ile Ertuğrul hoca arasındaki en büyük fark ortaya çıkmıştı...Ertuğrul hocanın kendine ve takımına karşı duyduğu güvensizlik takıma da sirayet ediyor Beşiktaş avuçlarına gelen şampiyonluğu bırakıyordu....
2008-2009 sezonu ilk yarısını 6.sırada bitiren Beşiktaş'ta, herşeye rağmen Mustafa Hoca kendine olanı güveni kaybetmiyor iki kupayı da alacağız bunu kafanıza sokun diyerek futbolcuları tatile yolluyordu...
Ligi 6.sırada bitiren Beşiktaş devre arasını çok iyi geçiriyordu..
Sistem değişikliği Yusuf, Ernst transferleri Beşiktaş'ı kanatlandırmaya başlamıştı....
Rakiplerin de üst üste puan kayıplarıyla karakartal zirveye oturmuştu...
En kötü zamanlarda bile kamuoyuna iki kupayı alacağız açıklamalarını enjekte eden Mustafa Denizli yaydığı pozitif enerjiyle Beşiktaş'a iki kupayı da kazandırıyor Yıldırım Demirören yönetimini de kurtarıyordu....
Mustafa Denizli ismine ilk zamanlar karşıydım içime sindiremiyordum...
15 sene sonra gelen şikeyle gelen Galatasaray şampiyonluğundaki teknik direktörün Beşiktaş'a gelmesini kabullenemiyordumm..seni sevmeyen ölsün tezahüratını yapan bir hoca Beşiktaş'ın hocası olmamalıydı..ama Beşiktaş'ta çok uzun zamandır eksik olan Kumandan hoca eksikliğini kapattı Mustafa Denizli...affetirdi kendisini bana bir nebze de olsa...şimdi ondan devler liginde yeniden karşılacağımıza inandığım Liverpool'u Anfieldta darmadağın etmesini bekliyorum yada onların canını cok yakacak bir skor almasını....
Ben orada olacağım... Anfield Road'ta.... o tarihi zaferi izlemek için...

10'un hikayesi...


Herkese sevgiler saygılar…Herkesin ilgisini çekebileceği konularda sizlere buraya post etmeye çalışacağım... zaman zaman kendi yorumlarımıda bu postların altında bulunduracağım.. Şimdiden gönderdigim postlara göstereceğiniz ilgiden dolayı sizlere teşekkür ediyorum...
Haydi rastgele diyorum:)Yazılarıma ilk olarak benimde taraftarı olduğum Beşiktaş'taki dün yaşanan bir gelişmeyle başlamak istiyorumm..Delgado'nun sezonu kapattığı söyleniyor...Kimileri üzüldü kimileri tepkisiz kaldı ama ben şahsen insan olarak üzüldüm ama Beşiktaş açısından sevindim açıkçası...neden diyecekseniz.. kısaca bir göz atalım Delgado'nun son 3 yılına...

Matias Delgado....

2006 yılında Basel takımından büyük umutlar ile transfer edilmişti...23 yaşındaydı...

Basel takımında oynadığı dönemde UEFA kupasında Basel onun golleri ve asistleriyle yarı finale yelken açıyordu...

O sezonun sonunda Real Betis, Paris SG, Borussia Dortmund, Fiorentina gibi kulüpler Delgado'nun peşinden koşuyordu....ama o kadar kulüp arasından o Beşiktaş'ı seçti....

23 yaşındaki Arjantinli Beşiktaş'ı basamak olarak kullanacak Beşiktaş'tan da Avrupa kulüplerine yelken açacağı söyleniyordu...

5 Milyon Euro Bonservis bedeli ve kendisine ödenen 1.6 Milyon Euro ile Beşiktaş'ın belki de son senelerdeki en pahalı transferi ünvanını da ele geçirmişti...

Sergen Tigana'nın hışmına uğramış, kartal yuvasından uçmuştu..

Tümer ise kupa finalinde küfür ettiği Fenerbahçe'ye yeşil euro'ları görünce koşa koşa gitmişti...

İşte Delgado tam o zamanda Tümer ve Sergen'i unutturacak bir yıldız olarak bizlere lanse edilmişti...

Delgado 3 sezondur Beşiktaş'ta forma giyiyor...

2006-2007 sezonu Ağustos ayının ilk günlerinde GS ile oynanan süper kupa finalinde izleyenleri kendine hayran bıraktırıyordu mükemmel futboluyla adeta...daha sonraları ligin ilk haftalarında attığı frikikler,şutlar ve verdiği paslar ile adeta iyiki almışız dedirten bir performans sergiliyordu Mattias....Transfer ayının son günlerinde transfer edilen Ricardinho genç yetenek Mattias'ın keyfini kaçırıyor ve Mattias Delgado'nun 10 numara koltuğu sallanmaya başlıyordu....Kendisi ile aynı mevkide oynayan Ricardinho ile beraber oynar mı oyanamaz mı tartışmaları, kendisinin sakatlığı ve Ricardinho'nun zamanla tecrübesini, performansını ortaya koyarak ilk 11 de oynamaya başlaması Mattias'ı formundan tamamiyle düşürmüştü...zaman zaman fizik kurallarına aykırı attığı goller(inönü'de antalyaspor maçında topun gerisinden gelip kesme vuruşu yapması gibi) taraftarlarda bu kadar yenetekli ama neden oynamıyor sorusunu akıllara getiriyordu.

2007-2008 sezonunda Tigana'nın gönderilip yerine Ertuğrul Sağlam'ın göreve getirilmesi ile Delgado için yeni bir sayfa açılıyordu...Ricardinho'dan daha fazla değer veriliyor takım düzeni içerisinde Ricardinho'nun önünde kaleye yakın sahne alıyordu Delgado... Zürich maclarında gösterdigi performans taraftarlarda bu sene galiba oynayacak dedirtiyordu…daha sonra gene sakatlığı sebebiyle oynayamaması ve iyileştiği zamanda istikrarsız performans sergilemesi onunla ilgili olan soru işaretlerını kafalardan silmiyordu… hafızalarda kalan golü ise İnönü'de trabzona attığı frikik golüydü...

2008-2009 sezonunda ise Delgado’nun gectigimiz iki sezondaki başarısızlığı takımın tek ön liberolu sistemine bağlanıyor ve Delgado'nun kaleye uzak oynadığı , orta sahaya gelmek zorunda bırakıldığı için beklenen performansı sergileyemediği iddia ediliyordu…Takım yeni sezonda çift orta sahayla oynamaya başlamıştı. Delgado'nun takımda daha fazla sorumluluk alması adına kaptanlık pazubandı verilmişti ve hatta Espanyol'dan gelen teklifin aklını çelmemesi için yıllık aldığı ücret 2.1 milyon euro'ya çıkarılmıştı...Artık sabırlar taşmak üzereydi herkes Delgado'dan gereken patlamayı yapmasını bekliyordu...Gene sezona çok ıyı baslamıştı bırkaç maç bu temposunu sürdürdü sonra gene istikrarsız bir doneme girdi İnönüde Kocaeline attığı gol hafızalara kazınmıştı Delgado'nun ve ılk yarının sonlarına doğru gecirdigi agır sakatlıkla sezonu kapamıs gıbıydı ikinci yarı İtalya'daki tedavi sürecinden sonra sahalara dönse de istenileni gene veremiyordu. Yerine ligin ikinci yarısında transfer edilen Yusuf ve Rodrigo Tello Delgado'nun yapması gereken herşeyi yapıp Beşiktaşı çifte kupaya kanatlandırıyordu…


Delgado geçtigimiz 3 sezonda fizik yapısı lig için yetersiz, mücadele etmeyi hiç sevmeyen rakiplerden biraz sertlik gördüğü zaman oyundan soğuyan, sorumluluk almayı sevmeyen ama zaman zaman yaptıgı hareketlerle(frikik,pas,şut,çalım) herkesi kendine hayran bırakabilecek yeteneklere sahip olan bir oyuncuydu….

Beşiktaş onun oynadığı son 3 sezonda büyük maçları kazanmakta hep sıkıntı çekti onun yüzünden...bunun nedeni Delgado'nun baskı altında ezilmesiydi...Onun oynadığı bölge, maçı koparacak, oyunu yönetecek oyuncunun oynadığı mevkiydi ama o bazen o mevkinin gerektirdiklerini yaptı çoğu zamanda yapmadı...Her sezon bir bahanesi vardı Delgado'nun...Aslında çok yetenekli ama Beşiktaş'ta tutturamadı gösterilen birçok toleransa rağmen...
Beşiktaşlılar onu sol kanattan getirdiği topları sağ ayağına çekerek harika yaptığı o kesme vuruşları, zaman zaman attığı frikik golleri ve topu kılıçla keser gibi ayak dışıyla attığı paslarla hatırlayacak....

Delgado'nun yerine, oyunun her iki yönünü oynayabilen eski zamanlardaki Mendieta veya Xavi ,İniesta, Alonso tarzında bir oyuncu Beşiktaş'ı devler liginde hiç kimsenin beklemediği yerlere taşıyabilir...